19 Temmuz 2012

masallar ülkesinden - Moskova / beyaz geceler

Kendimi bildim bileli Rusya'nın ilginç mimarisi ilgimi çekmiştir. Özellikle "soğan kubbe" olarak tanımlanan kubbeli binaları bana masalları anımsatır. Ve o masal şehrinde yaşamak nasıl bir duygudur diye merak ederdim. Nihayet masallar ülkesine kısa bir yolculuk yaptım ve gördüklerimi de paylaşmaya karar verdim. Gitmeden önce bazı kaynakları incelemiştim. Moskova ve St.Petersburg hakkında bir çok yazı yazılmış, görüntü paylaşılmış. Fark ettiğim bir şey var ki; herkes farklı bir pencereden bakıyor olaylara, objelere... Ben de benim penceremden gördüklerimi anlatayım istedim. Hem gördüklerimi hem de rehberimizden duyduklarımı, hem de masalları... 1 Temmuz sabahı İstanbul'dan başladı "Beyaz Geceler" yolculuğu. İlk durak Moskova. Moskova'ya iner inmez tur otobüsüyle gün boyu süren bir şehir gezisi yaptık öncelikle. Bu gezide tanıştığımız, Moskova gezisi süresince bize eşlik eden ve harika türkçesiyle bize Moskova'yı ve buraya ilişkin hikayeleri masal anlatır gibi güzel güzel anlatan Milena'yı da burada anmalıyım. Zaten eğer kiril alfabesini bilmiyorsanız Moskova'da gezmek zor. Bu harfleri çözünceye kadar gezi biter! Onun için biz kendimizi rehberlerimize teslim ettik. İşte bir örnek. Her trafik lambasının altında da 4 harfli bir yazı var. Biz bu yazıyı ancak ikinci gün çözebildik. "STOP" demekmiş! Diğer tabelayı ise denemedik bile...
Burası ilginç bir şehir. "12" yazıyla "oniki" şeritli yol var burada. Geniş parklar, geniş kaldırımlar, çok şeritli yollar, dev gotik binalar, masalsı soğan kubbeli binalar, limuzinler, hoş mekanlarda fotoğraf çektiren gelinler... Gelin? Evet. Burada evlenecek çiftler aileleri ve yakınları ile önce nikah yapıyor sonra da sağdıç, nedime ve yakın arkadaşları ile kenti turlayarak güzel mekanlarda fotoğraf çektiriyorlar. Rus kızlarının aşırı bir fotoğraf çektirme merakı olduğunu gözlemledim bu arada. Ve gelin arabası için de mutlaka bir limuzin kiralanıyormuş. Önce Serçe Tepesi'nden şehre bakış.
Şehir gezisinde aşağıda fotoğrafı bulunan heykel çok ilgimi çekti, foto otobüsten çekildiği için bütün olarak görünemiyor ama kim yaptıysa çok iyi tasarlamış. Heykel, 12 Nisan 1961 tarihinde uzaya ilk çıkan yani dünyamızı uzaydan ilk kez gören insan olan Yuri Gagarin'in heykeli. Otobüsten çektiğim için ne yazık ki heykelin tamamını alamadım. Sonu bilinmez bir yolculuğa çıkıp sağlimen dünyaya dönen Gagarin, ülkesinde çok popüler olmuş. Genç kızlardan her gün ortalama 5 milyon mektup aldığı söyleniyor. Ne yazık ki genç yaşında bir eğitim uçuşu sırasında uçağının düşmesi sonucu hayatını kaybediyor. Heykelin ihtişamı onun kahramanlığına ithafen, aslında 1.57 boyundaymış.
Bu bina, eski KGB binasıymış.
Bir meydandan hoş bir bahçe düzenlemesi. Çiçeklerle "Moskova" yazısı ve "Kızıl Meydan". Fotoğrafın otobüsten çekildiği belli oluyor değil mi?
Ve hep duyduğumuz Kızıl Meydan ve masallardaki kralın şatosunu anımsatan Saint Basil Katedrali. Kızıl Meydan bildiğimiz meydanlar gibi değil. Kendinizi karınca kadar hissedebileceğiniz kadar büyük bir alan. Bu alanda sık sık konserler düzenleniyormuş. Çok özendim!
Kızıl Meydan'da bulunan ve 1800'lü yıllarda yapılmış olan Gum Alışveriş Merkezinin dış ve iç görünümü.
Ünlü kafelerin, resim yapan sanatçıların, hediyelik eşya dükkanlarının bulunduğu, yalnızca yayalara açık renkli bir sokak. Arbat sokağı.
Novodevici Manastırı'nın mezarlığındayız şimdi de. Nazım Hikmet'i ziyarete geldik. Mavi Gözlü Dev burada yatıyor. Yanında Vera'sıyla.
Bu mezarlıkta halk kahramanları, devlet adamları ve sanatçılar son uykularındalar. Mezarların da her biri bir sanat eseri. İşte örnekler:
Ve Moskova Metrosu'ndayız. "Metroya her yıl 5-6 istasyon ekleniyor" bilgisi ise kıskançlık duygularımın tavan yapmasına neden oldu! Bir metro istasyonuna "güzel" demek insana saçma gibi geliyor ama Moskova Metro'sunda özellikle bazı istasyonların her biri bir sanat merkezi niteliğinde. Bir istasyonda dev avizeler, bir istasyonda heykeller başka bir istasyonda vitraylar, mozaikler, kabartma süslemeler, neler neler...
Bir istasyonda da bronz heykeller vardı. Her heykelden iki tane vardı ve geçitlere köşeli olarak konmuştu. Köpekli heykelin burnunun okşanmasının uğur getireceği inancı varmış. Rus halkı geçerken mutlaka köpeğin burnuna dokunup geçiyor. Köpeğin burnu bu nedenle parlamış. Ne yazık yalnızca heykeli çekmemişim! Aşağıda, köpekli adam heykeli (heykelle birlikte fotoğrafladığım şahsiyet yayınlanmasını istemediği için kararttım!) ve arka tarafta bir Rus vatandaşının dokunup da geçerken tesadüfen yakaladığım fotoğrafı.
Ve Moskova Nehri üzerinde tekne turundan görüntüler... Hava çok bulutluydu, güneş olmayınca fotoğraflar da pek net çıkamamış.
Hemen üstteki fotoğraftaki bina Bilim Akademisi. Aşağıda ise Büyük Petro'nun heykeli. Gemi gemi içinde, üstteki geminin içinde ise Petro. Denizciliğe çok önem veren çarları için bu heykeli yapmışlar. Ah bir de net çekebilseymişim!!!
Aşağıdaki bina da Rus Ortodoks Katedrali. Dünyanın en yüksek Katedraliymiş.
Ve Kremlin Sarayı'ndayız. "Kremlin", şato, hisar, kale anlamına geliyormuş. Yani biz Moskova Kremlin'ini gezmiş oluyoruz. Kremlin'e Teslis Kulesi'nden girdik. Napolyon da bu kuleden girmiş 1812 yılında Kremlin'e ve 33 gün kalmış. Moskova bu savaş esnasında yakılıp-yıkılmış. Rus askerleri çekilirken şehri boşaltmışlar ve geride hiç yiyecek bırakmamışlar, yalnızca içki bırakmışlar. Soğuk da bastırınca Napolyon ordusunu geri çekmek zorunda kalmış. Savaşı anlatan resimlerde fransız askerlerinin içki içerken ve sarhoş halleri betimlenmişti. Bu hikayeden sonra Kremlin'e geri dönelim. İlk fotoğraf Teslis Kulesi.
Bu binada halen Putin'in çalışma ofisi bulunmaktaymış. Lenin Kremlin'de hem ikamet etmiş hem de çalışma ofisi olarak kullanmış. Stalin ise suikast korkusu ile burayı hiç kullanmamış. Bu da öylesine bir bilgi işte... Kremlin'in bu kısımlarına geçişler yasak.
Dünyanın en büyük çanı. Top, 200 ton, mermileri ise 1,5 ton ağırlığında. Ama hiç kullanılmamış. Bir döküm şaheseri.
Ve dünyanın en büyük çanı. 200 ton ağırlığındaymış ve kuleler bunu taşıyamayacağından yerde durmuş hep. Yani bu çan hiç kullanılamış. Yapıldıktan kısa bir süre sonra çıkan yangında çan da yanınca soğuk su dökülmüş. Bu da çanın bir kısmının kopmasına neden olmuş. Kopan parça 11,5 ton! Çanın fotosunu çekmek için boş bir an yakalayamadım!
Kremlin kalesi sınırları içinde iki önemli katedral var. İlki "Meryem Ana Göğe Yükseliş Katedrali", "Meryem'e Müjde Katedrali" de deniyor. İçinde çok değerli ikonalar bulunmakta. Ancak fotoğraf çekmek yasak.
Diğer katedral ise "Başmelek Mikail Katedrali". Meryem'in Yükselişi Katedralinde vaftiz edilen çarlar, Başmelek Mikail Katedrali'ne defnediliyormuş. İçerisinde kırkaltı lahit var, yine fotoğraf çekmek yasak.
Ve artık Kremlin'den dışarıya çıkıyoruz ve kısa bir yürüyüşten sonra Aleksandr Bahçelerine ulaşıyoruz. Atlı heykellerin bulunduğu havuz bu bahçenin en can alıcı unsuru.
Şimdi de Borodino Müzesi. 1812 yılında Fransız ve Rus ordularının Borodino Ovasında yaptıkları savaşı betimleyen bir resim yapması istenmiş ressam Rubo'dan. Ressam resmi yapmış ama resim 15 m x 115 m. boyutlarında. Yıllarca saklanmış resim ve sonunda bu resim için özel olarak bu müze yaptırılmış (bir kıskançlık vesilesi daha). Resim konuyu tamamlayan objelerle 3 boyutlu hale getirilmiş. Şimdi öncelikle müzenin dışı, sonra bu resimden ve müzenin başka bölümlerinden kareler. Müzenin bahçesinde Rus orduları komutanı General Kutuzov'un heykeli var.
Moskova hakkında yazacaklarım bu kadar. Sırada St.Petersburg var...

2 yorum:

sevil dedi ki...

sitenizi izliyorum. emekli olmayı düşünen bir bayan olarak ta ilgimi çekiyor... Gezi paylaşımlarınız için de teşekkürler. özendim. umarım ben de gidebilirim bir gün..

Hülya YILMAZ dedi ki...

Sevgili Sevil,
Bu hoş ve destekleyen yorumun için çok teşekkür ederim. Ben de umarım siz de gezersiniz... Sık sık gezmesem de yurt içi-yurt dışı gezilerim oldu. Pek de yazmamıştım. Bu kez yazmak istedim. Sırada St.Petersburg var. Bir de onu yazabilseydim...
sevgiler,