06 Ağustos 2012

masallar ülkesinden- St.Petersburg / beyaz geceler

Moskova'dan sabah erken bir saatte yaklaşık bir saatlik bir uçuştan sonra St.Petersburg'dayız. Sabah erken bir saat ve biraz serin. Buraya gelirken biraz fazlaca tedbirli gelmiştik. İnternetten hava durumuna baktım ama yine de tur rehberinin uyarılarıyla yanımıza şemsiye, kazak, hırka vs. almıştık. Boşuna taşımışız. St.Petersburg'daki ilk sabahımız biraz serin gibiydi, onun dışında hava limonata gibiydi...
Yukarıdaki ilk fotoğraf St.Isaac Katedrali'ne ait. Dünyanın en büyük kubbeli yapılarından biriymiş ve 11.000 kazık temel üzerinde bulunmaktaymış. Ne yazık tur programı içinde olmadığı için içini gezemedik.
Şehre iner inmez yine tüm gün otobüsle önce bir şehir turu yapıldı. Şehir, Rusya'nın eski başkenti, Baltık Denizi kıyısında Neva nehri üzerindeki 42 ada üzerine yayılmış. Eski isimleri Petrograd ve Leningrad. İsminden de anlaşılacağı gibi şehri Büyük Petro kurmuş.
Küçük yaşta tahta geçen ve Avrupa'da çok dolaşan Petro, yeni bir şehir kurmak istemiş ve bu Avrupai şehri kurmuş. Gemiciliğe merakı nedeniyle bir delta olan bu bölgede kurmak istemiş şehri. İlk yapılar ahşaptan yapılmış ama yangınlar nedeniyle Avrupa'daki gibi taş binalar yapılmaya başlanmış. Hatta Rusya'nın başka bölgelerinde taş bina yapılması yasaklanmış! Şehre gelen gemilere taş getirme zorunluğu getirilmiş! Ve aynen Venedik'teki gibi kazıklar üzerine kurulmuş. Bu nedenle "Kuzeyin Venediği" de deniyor. Tabii bataklıktan bir şehir yaratmak kolay olmamış. Ama tüm bu zorluklara değmiş. Kiliseleri, kanalları, köprüleri, geniş bulvarları ile çok güzel bir şehir yaratılmış.
Aşağıda, at üstünde Büyük Petro heykeli.
Bu şehrin yolları, parselleri cetvelle çizilmiş gibi düzgün! Şehrin kuruluşunun 300. yılı nedeniyle yarım milyon euro bütçe ayrılmış şehrin güzelleştirilmesi, restorasyonu gibi işler için. Bu yıl da kuruluşunun 309. yılı. Rusya'nın tek kadın valisi bu şehirde ve şehirde bir kadın parmağı olduğu çok belirgin. Parklar, refüjler çiçeklerle süslü. Trafiğe kapalı sokaklar çok hareketli. Moskova'ya göre en iyi tarafı ise rehbere gerek kalmaksızın gezilebilmesi. Hem metrosu karmaşık değil, hem birçok yerde yazılar hem Rusça hem de İngilizce. Görünce çok sevindik "latin harflerine" kavuştuğumuz için :)
Aşağıdaki fotoğraf Aurora Gemisi'ne ait. 4 savaşa katılmış tarihi bir gemi ve halen Neva Nehri kıyısında demirlemiş müze gemi olmuş.
Her mekanda, hatta caddelerde bile tarihi kıyafetler giymiş ve para karşılığında fotoğraf çektiren gençler var. İşte iki örnek.
Bu heykele dans eden Lenin heykeli deniyormuş.
St.Petersburg caddelerinde bir gelin arabası... Burada da aynı Moskova'da olduğu gibi bütün güzel mekanlarda fotoğraf çektiren, şampanya patlatan gelinlere rastlamak mümkün.
Ve Singer House-Cafe. St.Petersburg'un ünlü Nevsky Caddesinde. Hoş bir mimarisi var. İçinde büyük bir kitapçı ve cafe bulunmakta. Eğer yolunuz düşerse "sıcak blueberry soslu krep üzerinde dondurma" yı deneyin mutlaka.
Alttaki fotoyu ise cafenin içinden çektim. Bu muhteşem yapı ise Kazan Katedrali.
Singer Cafe'nin yanındaki sokaktan girince bir masal evi daha... Sıçramış Kanlar kilisesi (Dökülen Kanlar Kilisesi).
Kilisenin adı insanı irkiltiyor. Adını; Çar II. Alexander'ın 1881 yılında suikaste uğradığı yere yapılmasından almış. "Kanlı Kilise", "Yeniden Diriliş Kilisesi" de deniyor. İçinde muhteşem mozaikler var. Sadece dış cephesinde 7000 m² mozaik kullanılmış! En yüksek Kubbe suikastin gerçekleştiği yılı temsil ediyor. Yani 81 metre. Biraz da içinden görüntüler...
Ve Sıçrayan Kanlar Kilisesi önünde yine tarihi kıyafetlerle fotoğraf çektiren gençler ve yine fotoğrafının yayınlanmasını istemeyen şahsiyetin yüzü buğulu!!!
Yine Nevsky Caddesi üzerinde bulunan Aniçkov Köprü'sünden bahsetmek istiyorum. Köprünün dört bir köşesinde atların eğitimini gösteren dört farklı heykel var. (İkinci fotoğrafta arkada görünen pembe bina, halen restorasyonu devam eden bir bina. Restore edilen binaların dışını bitince nasıl olacağını gösteren bir örtü ile kapatıyorlar.) İşte atlı heykeller:
Bu araya bir de kehribar sıkıştırmak istiyorum. Rusya'da "amber" olarak anılıyor. Dünyanın en büyük kehribar rezervleri Baltık kıyıları olduğundan Rusya'da kullanımı ve satışı çok yaygın. Bu da ilginç bir kehribar örneği.
St.Petersburg'da Neva Nehri ve kanallardaki tekne gezisinden fotoğraflar...
Masallar ülkesinde masal anlatmadan olmaaazzz. Bir masal da (artık ne kadar gerçek, ne kadar masal bilemiyorum) Rasputin hakkında. Rasputin, bir köylü ailesinin çocuğu. Serseri bir gençlik döneminden sonra rahiplerin ilgisini çekiyor ve din adamı oluyor. Çar 2. Nikola ve eşi Çariçe Alexandra'nın oğulları, tahtın varisi Alexis'in kanı pıhtılaşmıyor (hemofili). Rasputin de burada devreye giriyor ve çocuk birden iyileşiveriyor! Bu olaydan sonra aile kapılarını Rasputin'e açıyor. Rasputin, yemeye-içmeye, kadınlara aşırı düşkün ve yıkanmayan bir kişilik! Bu yakınlığın sonucu çariçe ve kızlarıyla ilişkisi olduğu iddiaları ortaya çıkıyor. Hatta aile ile olan bu ilişkileri sonucu yıldızı çok parlıyor ve birçok konuda söz sahibi olmaya başlıyor. Onun bu hızlı yükselişi bir çok kişiyi olduğu gibi Yusupov'u da(onun karısı ile de ilişkisi olduğu söyleniyor) rahatsız ediyor. Yusupov, Rasputin'i bir gün sarayına davet ediyor ve ona zehirli yiyecekler-içecekler ikram ediyor. Zehrin hiç etki etmediğini görünce silahla ateş ediyorlar, Rasputin kaçmaya başlıyor, ateşe devam ediyorlar ve bir örtüye sarıp Neva Nehrine atıyorlar. Otopsi sonucunda boğularak öldüğü anlaşılıyor! Bu konuya nereden geldim derseniz, Neva nehri kıyısındaki saraylardan birisi Yusupov'unmuş. Önünden geçerken rehberimiz anlattı bu masalı.
Ve Hermitage Müzesi. Hermitage Fransızca "inziva" anlamına geliyormuş. Bina, Çariçe Katerina'nın kışlık sarayından müze haline getirilmiş. Çariçe'nin sanat eserlerini toplamaya başlaması müzenin ilk adımları olarak anılıyor. Bu müze dünyanın en büyük 5 müzesinden birisiymiş. Dünyanın en büyük resim koleksiyonu da bu müzedeymiş.3 milyondan fazla eser mevcutmuş ve her bir eseri en az bir dakika incelemek isterseniz müzeyi gezmek yıllar alabilirmiş. Tabii biz hızlı bir tur atıp yalnızca çok ilginç parçaları detaylı inceledik. Burada yıllarımı geçirmeye niyetim yok! İşte birkaç foto da bu müzeden.
Peter&Paul Kale'sindeyiz... Dünya'daki en yüksek çan kulesine sahip olduğu söyleniyor. Bir de bu konuda; tepedeki haç alınırsa bütün Rusya'yı kaybedeceklerine dair bir inançları varmış.. Büyük Petro şehri kurma girişimine başladığında ilk olarak Neva Nehri kıyısında bu kaleyi kurmuş. Kale içindeki Saint Peter&Paul Katedrali içinde çar ve çariçelerin çoğunun mezarları bulunmakta. Kale zaman içinde hapishane olarak kullanılmış ve Büyük Petro'nun oğlu, Dostoyevski, Gorki gibi ünlü mahkumları da ağırlamış!
Kale içinde Büyük Petro'nun gerçek ölçülerindeki heykeli var. Heykelin kucağına oturarak fotoğraf çektirmek de Rus kızlarının en büyük keyiflerinden biri olsa gerek :)
Ve kale surları... Bazı mahkumlar için bu bölüm "ölüm kapısı" olarak adlandırılmış. Çünkü buradan denize atılanlar oluyormuş. Ve şimdiki zamanda sur duvarları üzerinde poz verenler...
Şimdi de gezimizin en ilginç ve mutlaka görülmesi gereken yerlerinden birisindeyiz. Peterhof Sarayı. Öncelikle hoş bir ayrıntıdan söz etmek isterim. Saray bahçesine otobüsümüz girdiğinde bu üç kişilik orkestra ile karşılaştık. Rehberimiz "gelen turistlere nereden geldiğini sorar ona göre milli marşlarını çalar ve sizden bahşiş beklerler" demişti. Türkiye'den geldiğimizi söyleyince İstiklal Marşı'nı çalmaya başladılar. Tabi grubumuz "hazırol"a geçti hemen. Ardından da Dağ Başını Duman Almış'ı çaldılar. Ve yüklü bahşişleri hak ettiler.
Yine Büyük Petro'dan bahsedeceğiz. Büyük Petro'nun Avrupa'da dolaştığını, çalıştığını daha önce yazmıştım. Ve St.Petersburg'da bu etkileri fazlası ile görmek mümkün. Peterhof Sarayı da St.Petersburg dışında çok geniş bir alana kurulmuş. Büyük Petro, Versailles (Versay) Sarayı'ndan esinlenerek yaptırmış burayı. Çok büyük havuzlu bahçeleri ve bol aynalı, varaklı salonları benziyor gerçekten de... II.Dünya Savaşı'nda büyük zarar görmesine rağmen tüm ihtişamıyla ilk mimarisine sadık kalınarak restore edilmiş. Saray bahçesine girdiğimizde çok büyük, heykellerle süslü bir havuzla karşılaştık. Ve havuzun etrafı turistlerle dolu. Herkes saatin 11.00 olmasını bekliyor! Rehberimiz yolda bahsetmişti. Saray bahçesindeki havuz fıskıyeleri motorla çalışmıyor. Saray yakınında bir gölet oluşturulmuş ve bileşik kaplar prensibi ile çalışıyormuş. Ve havuzun ortasındaki fıskıyenin yüksekliği 22 metreyi buluyormuş. Ve fıskıyelerin açılması seremonisi hergün 11.00 de başlıyor.
Ve havuz fıskiyeleri yavaş yavaş açılıyor.
Madem fıskıyelerden bahsettik, birkaç güzel fıskıyeli havuz daha...
Yine saray bahçesinden ilginç ve sevimli bir ayrıntı.
Böyle bir alan var. Rehberimiz şimdi çocuklar gelir oynamaya dedi ve bekliyoruz. Çocuklar teker teker bu alana girince yandaki fıskiyeler yükseliyor ve çocuklar alandan dışarı çıkamıyorlar. Çığlıkları ve neşeli kahkahaları herkesi neşelendiriyor. Bir kişi hariç! Oturma yerinin arkasında kafası görülen kişi. Kumanda bu kişide. Resmen "poker face"!
18. Yüzyıl'da Katerina tarafından inşa ettirilen ve Çar Kasabası olarak anılan park, saray ve binalar kompleksindeyiz şimdi.
Çini sobalara dikkat çekiyorum.
Sarayın içinde amber (kehribar) odası var. Buradaki tüm eşyalar amberden. Ama foto yok yine. YASAK.
Saray bahçesinde bendeniz.
Saray bahçesinden bir görüntü daha.
Kaldığımız otel, büyük bir meydandaydı. Meydanın ortasında bir anıt yükseliyordu. Anıtın altında da 2. Dünya Savaşı'na ait müze varmış. Müzeyi değil ama anıtın etrafını gezdik. İşte anıt ve etrafındaki heykeller. Bu heykeller ne çok şey anlatıyor...
St.Petersburg anlatımı çok uzadı ama aslında daha da görülecek-gezilecek yerler vardı. Zaman yetmedi. Son olarak bir Rus Gecesi. Paris'teki kabarelerden esinlenilmiş ama tırnağı bile etmez! Yemekler de "eh" seviyesindeydi. Birkaç fotoğraf da buradan.
Beyaz Geceler gezisi bitti. Ankara'ya döndük güzel anılarımızla. Rehberimiz Yusuf Kurt'un (ETS Tur) gezinin harika geçmesinde büyük emeği var. Anmamak olmaz. Son olarak tur otobüsü içinden çektiğim bir foto ile yazıyı noktalamak istiyorum. Saat akşam 22.05 ve dışarıda gün ışığı. Yazın güzel de kışın siyah geceler nasıl olur düşünemiyorum :)
Not: Fotoğrafların büyük hali için; üzerine tıklamanız yeterli. Sonra yazıya dönmek için -geri- yapmak gerekiyor.

1 yorum:

selma gonen dedi ki...

Yazınızı çıkmayı planladığımız Rusya gezisinin hemen öncesinde okudum.
Çok yararlı oldu. Elinize sağlık.